Pazartesi, Nisan 11, 2011

Annenin Ağlamayla İmtihanı... 11 Nisan 2011

Akşam vakti olmuştur.. Stresli bir günün ardından koşarak almaya gidersin kızını. Şen şakrak muhabbetler, takılmalarla babanın sizi alacağı yere doğru yürürsünüz.. Günlük duraklarınız belli.. Önce bakkal, anneciğim az alalım.. Tamam anne. Ama karnı aç ya kıyamazsın da eve kadar aç aç gitmesine.. Sonra biraz yürüyüş.. Şakıyaraktan, şakalaşaraktan.. Biraz ileride bir kebapçı ve Elif önünde hafiften ayak diriyor, anne ben acıktım. Kızım buradaki yemekler acı ben sana evde yemek yapacağım. Tekrar devam, aman yollardan geçiyoruz dikkat. Bayıldığımız çantacı rengarenk çantaları var, anne ben büyüyünce bundan alacağım tamam kızım. Varacağımız köşeye az kaldı.. Anne yoruldum, tamam dinlenelim.. Bir tane kaldırım topuzu oturdu üzerine. Ve bingo.. Her geçişimizde görmesin diye dua ettiğim yolun karşısındaki ıvır zıvırcıyı eski ismiyle 1 milyoncuyu görür.. Anne oraya gidelim. Kızım gitmeyelim geç kaldık baba duramaz burada bizi bekleyemez.. Direnmeler başlar anne gidelim, bitanem gitmeyelim yarın erken çıkarız gider gezeriz.. Yok bugün gidilecek. Ağlamaya başlar.. Belki ağlamasa yapılacak şey ağlıyor ya yapılmamalı, aklımızda kural bu.. Ağlayarak yapılacağını düşünmemeli, hele sokakta böyle yaparak birşey elde edememeli. Elif ağlar, benden ikna cümleleri. Elif ağlar, benden çaresizlik cümleleri ama teslim olmak yok.. O sırada gelen geçen bakmaya başlar, biri sorar neden ağlıyor durmaz geçer.. Boncuk boncuk yaşlar dökülüyor dışarıdan geçenlere göre.. Kimbilir neler düşünüyor her bir geçen ama çok oldu öğreneli çocuklu isen dışarıyaya aldırmamayı. Bir amca yaklaşır, yüzü şefkat abidesi, Elif'e yüreği parçalanıyor besbelli, sanki benim parçalanmıyor ya. Kızım yap ne istiyorsa.. Amca ben de istiyorum ama yapma böyle. Nasıl eğitilecek bu çocuk. Amca ısrarcı ağlatma yap ne istiyorsa.. Ve pes edilen nokta. Tutulup elden karşıya geçilir bakılır, babamız da azıcık gecikecekmiş haber gelir zaman kazanılır. Oyuncaklara bakıyoruz aklımda bi dahaki geçişlerimizde nasıl unutacağız burayı sorusu.. Satıcı geldi hemen, ben zaten neredeyse düşman bu oyuncakları dışarıda tutmalarına, çocukların görmesine. Hemen bir taneye sarılmaca, bilmem kaçıncı barbiemsi bebek. Kızım onu almayalım onlardan var, bir başkası annem o pahalı onu da almayalım. Bilmeli ya para diye birşey var hayatta her istediği olamaz.. Bugün bakalım yarın alalım kızım, gene gözyaşları.. En sonunda bir oyuncağa karar vermece ve almaca.. Oyuncak satan amca sanki bana kızgın ağlattığım için, herkes kızgın. Ama bu hep böyle mi sürecek, hep ağlayacak hep alınacak mı? Belki zayıf bir zamanıma geldi. Zor geldi bugün.. Hem Elif'i ikna edememek, hem onca insanın üzerime gelen bakışları sözleri.. Oysa bu çocuk öğrenmeli değil mi, hergün birşey alınmaz, her istediğinde alınmaz, her seferinde istenmez.. Biz nasıl öğrenmiştik bunları, kimse anlatmamıştı ki.. Ya da daha çok mu çocuk fazla mı birşeyler bekliyoruz.. Ama herşeyi biliyorlar.. Anne sen öldüğünde seni hiç unutmayacağım, adını hep hatırlayacağım diyebiliyorlar.. Büyüyünce anne olacağım, kızımın adını Zeynep koyacağım diyebiliyorlar.. Sonrası klasik araba macerası.. Bindik arabaya yanlış olduğunu düşündüğüm şeyi anlattım, beni üzdüğünü anlattım, üzerinde durdu durmadı.. Şimdi oyuncağı ile çok mutlu.. O mutlu ise ben mutluyum, ama ya birşeyleri yanlış yapıyorsam diye de mutsuz.. Arada bir yerde. Herhalde Elif'in öğrendiği şey: yeterince ağlarsan istediğini yaparlar.. Benim içinse bir yerlerde bir yanlış var ama dur bakalım...